Gezen Çakal Oturan Kurttan İyiymiş.
- Cüneyt Karaahmetoğlu

- 2 days ago
- 13 min read

Bu atasözünü hiç duymamıştım 2024 Aralık'a kadar. Çok sevdiğim bir ağabeyim Aslan Abi söyledi; beni de bilen biri olarak. Yıllardan beri İzmir'in, kış nüfusunun 100 kişiyi geçmediği bir köyünden çok çıkmayan biri olduğumu bilerek.
2025 Nisan'ında uzun zamandan bu yana aklımda olan bir proje için yola koyuldum. Hedef ¨2000m Üzeri Mutfak ¨ kültürünü araştırmaktı kafamdaki 10 bölümlük bir belgesel serisi için. Biraz sponsorlukla ; çoğu kendi imkanlarımla toplam 23.000km yaptım. Her gittiğim ücra bir köye gitmeden önce mutlaka yerel birilerini bulup önden aramalarını rica ediyordum. Bazen kendimi bilen, benim bile şaşırdığım bağlantılarımla, dostluklarımla edindiğim. Bahsettiğim 5 senelik uzlet hayatımda bir kısmını kaybettiğimi sandığım bağlantılarımın, dostluklarımın hepsi yerli yerinde duruyormuş. Bu süreçte beni en çok mutlu eden, huzurlu hissettiren şeylerden biriydi.
Seyahatin bir yerinde, aslında aklımda yokken rotayı Bingöl’e çevirdim. Yani orijinal , Kürtçe adıyla Çewlig’e. Bingöl’e gitmeden önce üniversiteden sınıf ve hala yakın arkadaşım, üniversiteye kadar doğduğu Bingöl’de yaşayan Hüseyin’e ulaştım. Durumu anlattım. O, Doğan Abimiz var, yöreyi çok iyi bilir; kabul ederse onla görüştürelim dedi. Ve bana çocukluk arkadaşı, akranımız Hakan’ın numarasını verdi. Haberleştik. Biz öncesinde Hakan’la görüştük; ilgilendi sağolsun çok. Sonrasında Doğan Abi ile konuştuğunu söyledi ve hep beraber Bingöl’de çay bahçesinde buluştuk ertesi gün.
Ben biraz bahsettim projeden. Genelde batılı görünüşümden tüm insanlar şüpheyle baktı bana Doğu’da haklı olarak ilk yarım saat. Sistem birbirimizi bilmememiz için var gücüyle uğraştığından... Uzun saçlı, dövmeli, tam şehirli; araştırmaya geldiği zor şeyin, görünüşüyle pek alakası olmayan biri. Ama genelde 1 saat sonunda başım gözüm üstüneyle uğurlanan biri. Doğan Abi de tüm hayat tecrübesi ve sert karakteriyle biraz arada kaldı. Referanslarım sağlam olmasına rağmen. Ama oturtamadı bir şeyleri. Gözlerinden okuyordum. Bingöl’ün 351 köyünü kendi imkanlarıyla gezmiş biriydi. Bingöl’de tüm hayatımı kolaylaştıracak biriydi. Tam aradığım kişiydi. 1,5 saat sonunda yavaş yavaş güvenmeye başladığını, benden bir zarar gelmeyeceğini, kırsalı , kırsalda nasıl davranmam gerektiğini bildiğimi anladığını hissetmiştim ve isimleri vermeye başlamıştı sağolsun. Vedalaştıktan sonra gün boyunca telefonuma 2000m. üzerindeki şu köyden şu, şu köyden şu diye isimler gönderdi. Çok mutlu oldum her mesajda. Yukarıda, fotoğraftaki kitabın - o zaman daha yayımlanmamıştı - içerdiği büyük bir kişisel emeğin sonuçlarını , kazanımlarını benden hiç bir karşılık beklemeden benimle paylaşıyordu sağolsun.
Ertesi gün, Doğan Abi’nin referans olduğu Bilal’in ( hedef mezranın 3km uzağındaki yan yerleşiminde yetişmiş bir beden eğitimi öğretmeni ) referansıyla Bingöl’ün Genç ilçesine 70 km mesafedeki bir mezraya -isim vermiyorum ; çünkü hadsiz bir YouTuber oraya gider ve çok mahcup olurum benim sayemde öğrendiğini söylerse - epey zorlu bir yolculuktan sonra gittim. yolun 40 km'si çok bozuk, kopan kaya parçalarını kenar çekip geçtiğim bir yoldu. Mezra artık kışları sadece tek bir ailenin yaşadığı, yolu hala tüm kış kapalı kalan bir mezraydı.

İlyas beni karşıladı ve ailesiyle o gece misafir ettiler; yıllardan beri beni tanıyormuş gibi. Sofralarını paylaştılar. İlyaslar hala çökeleklerini, peynirlerini ya da patateslerini evin önünden akan çayın bir kolunun altına gömüyorlar saklamak için.
Doğan Abi’nin o zaman bahsettiği ansiklopedinin, seyahatname kitabı yayınlandı iki ciltlik. Buraya önsözünü bırakacağım ondan aldığım izinle. Ben Mart’da tekrar uzun bir seyahate çıkacağım 2000m Üzeri için. Tüm şartlarımı zorlayıp hakkıyla, bu güzel, umut ve ilham verici coğrafyaya yakışır bir şey yapmak için uğraşıyorum. Toplumlar, ülkeler kendi imkanları ile 351 köyü dolaşan, kayıt altına alma özverisine ve cesaretine sahip Doğan Abi gibi insanlar sayesinde ilerliyor. Şu an gündemimizi sürekli meşgul eden, sadece kendi çıkarlarını düşünen hırsızların, hak yiyenlerin, fırsatçıların hiç biri iyi hatırlanmayacak ama Doğan Abi - ve onun gibi insanlar - bu dünya varoldukça Bingöl ve onun gibi yerlerle ilgili başvuru kaynağı olacak, Allah razı olsun denilecek; ayağına taş değmesin denilecek. Benim de Mart’dan itibaren en büyük motivasyonlarımdan biri bu önsöz olacak; defalarca dönüp dönüp okuduğum kitap elime geçtiğimden beri.
Ben oturan bir kurt olmaya devam etseydim nerden bilecektim böyle bir eseri...
Bildiğim kadarı ile kitabı burdan edinebilirsiniz: dogankarasu12@gmail.com
NOT : Kitabın önsözünü okuduktan sonra benim ilk 9000km’deki kafası karışık müzik listemi dinlemek isterseniz.
Dipnot: Tüm listelerimin adı Cu’s Coffee Roastery diye başlar:)
Bir de yolculuk kavramı ile ilgili en sevdiğim alıntıdan; Louis-Ferdinand Celine'in çok sevdiğim romanı Gecenin Sonuna Yolculuk'dan:
Yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır.
Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.
Yaşamdan ölüme doğru gider. Insanlar, hayvanlar, kentler, nesneler, her şey düşlenmiştir. Bu bir romandır, yalnızca düşsel bir öyküdür. Böyle buyurmuştur Littré, o ki asla yanılmaz.
Kaldı ki herkes aynı şeyi yapabilir. Gözünü yummak yeterlidir.
Yaşamın öbür tarafındadır bu.
02 Şubat 2026
Bozdağ, Ödemiş, İzmir
Çewlig Seyahatnamesi Önsözü
Bazı çalışmaların bir hikâyesi vardır. Çalışmanın kendisi bu hikâyeden bağımsız değil. Elinizde tuttuğunuz çalışmanın da bir hikâyesi var; hem de başlangıçta üzerine hiç düşünülmeyen, planlamada olmayan, eklemelerle gelişen ve olgunlaşan bir hikâyesi ve hikâye süreci. Bu çalışmanın hikâyesinin yetenekli bir kalem tarafından yazıya döküldüğünü görmek, bundan sonrası için umutlarımdan biridir.
2018 yılı ilkbahar sonlarıydı, bir grup arkadaş Kunkor mantarı toplamak için Darabî (Sütlüce) köyü coğrafyasında yer alan Deşt Yaylası tarafına gidecektik. Gidişimizden bir gün önce hazırlığımızı yapmıştık. Amca Oğlunun fotoğraf makinesi vardı, kendisinden gelirken onu da yanında getirmesini istedim. 'Tamam' dedi. Ertesi gün gittik, arabanın yol alabileceği kadar ilerledik ve uygun bir yere park ettik. Doğaya açılmak için son hazırlığımızı da yapmıştık. Tam açılacağımız esnada Amca Oğluna:
-'Fotoğraf makinesini getirdin mi?' dedim.
-'Evet ağabey, burada' dedi. Makineyi bagajdan çıkardı, kontrol etti, 'Ya ağabey şarja takmayı unutmuşum, kusura bakma' dedi.
-'Sorun değil, ama şarjı olsaydı iyi olurdu' dedim.
Aslında fotoğraf makinesini kullanmayı bilmiyordum, hiçbir tecrübem yoktu. Bırakın bu konudaki tecrübeyi geçmişte doğru dürüst fotoğraf çekmiş birisi değildim. Yapacak bir şey yoktu, günlük programımıza başladık. Gün boyunca doğayı gezdik, mantar topladık. Aklımın bir ucunda 'Makine olsaydı iyi olurdu, günü daha renkli geçirebilirdik' fikri yer edinmişti. Akşama doğru eve döndük, dinlendim. Gecenin bir saatinde Amca Oğlunu arayıp 'Fotoğraf makinesi sana lazım değilse onu bir süreliğine bana verebilir misin' diye sormak fikri aklıma düştü. Aradım, 'Tamam, zaten kullanmıyorum, alabilirsin ağabey' dedi.
Makineyi oğlum Fazıl'a aldırdım, şarj ettirdim, 1-2 gün denedim. Kullanma bilgim olmamasına rağmen fotoğraf çekme, pozlama, öngörü becerimin fena olmadığını, dahası bunun eğlenceli bir iş olduğunu, fark ettim. Nasıl olsa sık sık doğaya açılıyordum, fotoğraf makinesinin olmasının iyi olacağını düşündüm. Fakat makineyi kullanmaya hakim değildim, yanıma alıp doğruca Kenan Nihat Elçiye gittim. Bana nasıl yardımcı olabileceği konusunda uzun uzadıya konuştuk. 'Bakın makineyi ayarlıyorum, ayarlarına hiç karışmayın. Fotoğraf çekme beceriniz de hiç fena değilmiş. Rahat olun ve çekmeye devam edin: Bu arada kısa bir süre sonra fotoğrafçılık kursu açacağız, dilerseniz siz de gelin' dedi. 'Tamam, teşekkür ederim' dedikten sonra yanından ayrıldım. O günden sonra dediği gibi yaptım; makinenin ayarlarına hiç karışmadan fotoğraf çekmeye devam ettim.
Birçok teknik eksiğim olduğu halde makineyi kullanma bilgim, fotoğrafçılığa olan ilgim ve sevgim artmaya başladı. Artık sadece doğaya çıktığım zaman değil, ara sıra özel olarak fotoğraf çekmek için de dışarıya çıkıyordum. Fotoğraf çekmeye devam ettikçe neler yapabilirim sorusu zihnimde belirmeye başladı. Bu soruya bir karşılık vermeliydim. Bir süre sonra bu soruya karşılık olarak aklımda: 'Her şey çok hızlı değişiyor, dün gördüklerimizi bugün neredeyse göremiyoruz. Bütün Çewlig'in köylerinin birer fotoğrafını çeksem fena olmaz' düşüncesi belirdi. Beni bu fikre sevk eden şey 'yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafı gördüğümüzde hemen hepimizin hissettiği duygu' olmalıydı. Aslında Fazıl Say'ın babası Ahmet Say'ın Çewlig'in (Bingöl) Gôheriz (Çevrimpınar) köyünde öğretmenlik yaptığı dönemde çektiği fotoğraflar sadece beni değil, benim gibi birçok kişiyi etkilemişti. Zaman akıp gelmişti, ben de anı belgeleyip zamanın akışına bırakabilirdim. 'Birileri bize bu duyguyu yaşattı, ben de böyle bir çalışmayı yaparsam gelecek kuşaklar da bu duyguyu hissetme şansı bulacaklar" düşüncesi daha o andan itibaren motive olmama yetmişti. Bu bir ön fikirdi. Bir şeyleri çalışmaya karar vermiştim ama tam olarak neyi çalışmaya karar vermem gerektiği hakkında belirgin bir fikrim yoktu. İlk etapta her köyün sadece genel görüntüsünü fotoğraflamayı düşündüm, bu düşüncemi hayata geçirdim ve 2-3 hafta bu yönde çalışmalar yaptım. Kervan yolda dizilir misali sahaya çıktıkça aklıma yeni yeni fikirler, çalışmam gereken yeni çalışma konuları gelmeye başladı, ancak hala neleri çalışacağım konusunda kafam netleşmiş değildi. Ta ki, Xoşkar (Sancak) bölgesinde doğal dokusu hâlâ mevcut olup, geleneksel maddi kültür ögelerinin bir bölümünü muhafaza eden Qerepar (Kaynarınar) ve Şîrnûn (Sudüğünü) köylerini görünceye kadar. İç içe geçmiş birçok konuyu aynı anda çalışabileceğimi o gün fark ettim. Aynı gün kararımı değiştirdim, ya bu işi daha doğru, birçok yönüyle ve ekonomik bir biçimde yapacaktım ya da hiç yapmayacaktım. Ancak çalışmadan vazgeçmek olmazdı. Karar vermiştim bir kez ve geri adım atmayacaktım. Ki başlıca prensiplerimdendir; bir işi yapmaya zor karar veririm ama o kararı verdikten sonra da işi bitirmek için her ne gerekiyorsa mutlaka yapar ve o işi bitiririm.
Bir süre başka neleri çalışacağımı düşündüm ve sonunda kararımı verdim: Çalışacağım güzergâhların resimlerini çeke çeke çalışacağım köylere gidecektim. Köye vardığımda önce köyün etrafını, coğrafyasını, köyün genel görüntüsünü fotoğraflayacak, sonrasında ise köyün içine geçerek eski evleri, araç ve gereçleri, geleneksel kıyafetleri kısacası geçmişe dair her ne varsa fotoğrafını çekecektim.
Neleri çalışacağım konusunda artık nettim, bakış açım da 'Tut ki bir yangın var ve bu yangından ne kurtarabilirsem kârdır' şeklindeydi. Dolayısıyla ayakta kalmış hiçbir eski yapıyı, günümüze ulaşmış hiçbir geleneksel objeyi göz ardı etmeme kararını aldım. Gerçi iş yoğunluğum artmış, çalışacağım konular çeşitlenmişti ama bu durum benim için oldukça olumlu bir durumdu. Aynı çalışmaya onlarca başlık eklemiş olacaktım. Farkında değildim ama bununla da sınırlı kalmayacaktım. Yeni konsept çerçevesinde fotoğraf çekimine devam ettim. Tabi ta ki Edip Beki ile karşılaşıncaya kadar. Edip:
-'Ağabey sen rahat durmazsın, bir şeyler çalışıyorsun mutlaka' dedi. Yanıtım şöyle oldu:
-'Evet, çalışıyorum' dedim. Fotoğrafçılık serüvenimi anlattım, zihnimde tasarladığım ve kararını verdiğim yeni çalışmama dair planımı aktarınca, Edip:
-Çok değerli bir çalışma, çok emek, żaman ve kararlılık gerektiriyor. Madem böylesine ağır bir çalışmayı yürütmeye karar vermişsin, o halde eş zamanlı olarak günlük de yazmalısın. Bence çalıştığın her günü yaz. Böylece çok kıymetli bir iş daha yapmış olursun, nasıl olsa sahadasın' dedi.
-'Olur aslında. Ben üzerine biraz düşüneyim' dedim.
Çalışacağım konulara ek olarak günlük yazmak ve çalıştığım köyler ile ilgili sınırlı oranda bilgiler edinmek de artık plana dahil olmuştu. Çalışma konuları artmış, dolayısıyla yüküm de ağırlaşmıştı. Fakat ben bu durumdan şikâyetçi değildim zira çalışma konularını çeşitlendiren ve zenginleştiren her bir öneri aynı zamanda çalışmaya büyük bir katkı anlamını taşıyordu. Çalışmayı büyütüyor, çeşitlendiriyor, güzelleştiriyor, olgunlaştırıyor, daha da güçlü ve değerli kılıyordu.
Artık sadece fotoğraf çekmeyecektim. Gittiğim her köyde zamanım ölçüsünde köyde bilgi alabileceğim birilerini bulmak ve onlarla konuşup köy ile ilgili alabileceğim kimi bilgileri de almaya çalışacaktım. Bu da çok daha fazla zaman ayırmak demekti.
Zamanı ve ekonomik kaynağımı alabildiğince tasarruflu kullanmalıydım, buna mecburdum. Zaman sorunum olması halinde ise bilgi derleme safhasını daha geniş bir zamana erteleyecektim. Akşam eve döndüğümde ise akşama değin yaptığım her şeyi mümkün olduğunca ayrıntılı biçimde bilgisayara aktaracak, insanlarla girdiğim her diyalogu, duygu ve düşüncelerimi ise kelime kelimesine yazıya dökecektim.
Oldukça planlı çalışacaktım. Öncelikle köy ve mezra isimlerinin olduğu bir Çewlig haritası temin ettim. Çalışacağım köyleri bu harita üzerinden önceden belirliyor; bunu planlarken köylerin aynı güzergâh üzerinde olmasına dikkat ediyordum. Dolayısıyla farklı bölgelerde yer alan köyleri birlikte gezmeyi ve fotoğraflamayı uygun gördüm.
Ama her gün farklı bir bölgeye gitmeyi temel prensip olarak belirledim ve çalışmaya başladım.
Çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra BİFSAK (Bingöl Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Kulübü Derneği) fotoğrafçılık kursu açtı. Ben de bu kursa katıldım ve 3 ay boyunca fotoğrafçılık eğitimi aldım. Eğitime katıldığım dönemde bir yandan da fotoğraf çekimlerimi sürdürüyordum. Yani, bir taraftan fotoğrafçılık eğitimi, beri yandan da fotoğraf çekimi devam ediyordu. Ancak kullandığım fotoğraf makinesi emanetti, çalışmanın sonuna kadar emanet makineyi kullanamazdım. Kendime ait fotoğraf makinem olmalıydı, makine alacak ekonomik gücüm de yoktu. Zaten çalışmanın bütün ekonomik giderini kendim karşılıyordum. Bir ara mahalleden ve Bingöl Lisesinden arkadaşım olan Nebi Bingöl ile çalışmalarım üzerine sohbet ettiğimizde, kendisine emek boyutu ile ilgili bir sorun yaşamadığımı/yaşamayacağımı ama teknik donanım açısından kimi zorluklar yaşadığımı; söz gelimi kullandığım makinenin emanet olduğunu söyledim. Arkadaşım Nebi Bingöl, konuşulanlardan kendisine bir pay çıkarmış olacak ki, sağ olsun bir süre sonra fotoğraf makinesi alıp gönderdi. Tabi 'Yaptığınız çalışma çok değerli, bu çalışmaya benim de bir katkım olsun' notu ile.
Artık daha rahattım, fotoğraf makinem de vardı. Çalışmaya devam ediyordum. Daha başlarken oldukça yorucu, yüksek motivasyon gerektiren bir çalışmayı yürütmeye karar verdiğimi bilmekle beraber bunun pratik olarak ne demek olduğunu, içinde taşıdığı zorlukları ve sıkıntılarını çalışma sürecinde öğrendim. Ne de olsa kolay olmayan, çok sayıda bileşenden oluşan bir çalışmaydı. Bu yüzden de zaman zaman içimden 'zorun neydi, yerinde rahat dursaydın, başına iş açmasaydın, 351 köyü çalışmak kolay olmayacak' dediğim olmadı değil. Evet, az değil tam 351 köydü çalışılacak olan. Çoğumuz tüm hayatı boyunca 351 yerleşim yerini göremeyecek iken, ben 351 köyü gezecek ve bu köyleri çalışacaktım. Ancak kararımı vermiştim bir kez ve artık benim için geri adım atmak mümkün değildi. Zamanı, imkânları olabilecek en ekonomik şekilde kullanmam gerekliydi ve öyle de yaptım. Daha önce de belirttiğim gibi çok erken bir saatte uyanıp evden çıkıyordum. Sabahın o erken saatlerinde benim haricimde dışarıda olanlar yalnızca kargalar, kediler ve köpeklerdi. Hatta hayvanlar bile doğaya salınmamıştı. Hal böyle olunca zaman zaman 'Kimlerin bana eşlik ettiğine bakar mısınız!' demekten kendimi alamadığım ve dolayısıyla negatif enerji taşıdığım zamanlar, duygusal olarak zayıf düştüğüm anların olduğunu da itiraf etmeliyim. Anlayacağınız dikkat dağınıklığı, motivasyon eksikliği, duygusal zayıflık, geçici umutsuzluk, irade kırılması, çalışmayı zor bitiririm hissi vb. ruh hallerini de yaşamadım değil. Belirtmeliyim ki, bu duygusal ve zihinsel git-gellerim oldukça kısa sürüyordu. Lakin yaşadığım zorluklar sadece duygusal ve zihinsel zorluklar değildi.
Zorluklar bunlarla kalsa yine iyi, baş göz üstüne. Gezdiğim köylerde bazı köylüler ile sıkıntılı ya da olumsuz diyebileceğim türden diyaloglara girmek durumunda kaldım.
Beni zihnen ve duygusal açıdan aşındıran tavırlarla da karşılaştım, görmekten imtina ettiğim, zihin ve ruh dünyamı zedeleyen şahıs ve yapılar ile muhatap olmak zorunda kaldım. Hiç yılmadım, pişmanlık duymadım. Zihnimin bir köşesinde her daim bir köylü tabiri olan 'Öküz ile çift süreceksen öküzün yapacağı istemediğin davranışlarına da katlanacaksın' sözü vardı ve bu sözün gereğini sahadaki pratiğim boyunca esas aldım. Bu meyanda birçok olay, diyalog, tartışma yaşadım. Hiçbiri de yapmayı çalışmamdan değerli değildi. Yaşadığım diyalogları, olumsuzlukları, tepkilerimi, zihin ve duygu dünyamı, ilerleyen sayfalarında bolca okuyacağınızdan ötürü konuyu burada kesmeyi doğru ve uygun buluyorum.
Çalışma birbirini besleyen ve birbirinin devamı niteliğindeki aşamalardan oluşuyordu.Sabahın erken saatlerinde yola çıkıyordum. Belirlediğim köyleri arşivliyordum, çalıştığım köylerle ilgili bilgi topluyor ve gece geç saatlerde eve dönüyordum. Eve dönmekle işim bitmiyordu, tersine artıyordu ve bu kısmı gün boyu sahada yürüttüğüm çalışmadan daha ağırdı. İlk önce çektiğim fotoğrafları makineden bilgisayara aktarıyordum. Bu fotoğrafları köy köy ayırıyordum. Daha sonra her köyün fotoğraflarını seçiyor, en güzel fotoğrafları ilgili köyün dosyasında olacak şekilde arşivliyordum. Sildiğim her fotoğraf bana acı veriyordu ama bunu yapmak zorundaydım. Ne de olsa ortada çok büyük bir emek vardı. Bununla da bitmiyordu işim, günlük yazmam gerekiyordu. İşin en zor ve zaman alıcı bölümü de buydu. Öyle ki bir günlük çalışmamı günlüğe dökme süresinin 4-5 günü bulduğu da oluyordu.
Sahaya çıktığım günün günlüğünü yazıp bitirmeden bir daha sahaya çıkıyordum. Günlüğü bitirmemle birlikte arşivleyip, birkaç kopyasını da farklı yerlerde muhafaza altına aldıktan sonra yeniden sahaya çıkıyordum. Zorlanıyordum, zira bir gün sahada çalışıyordum, elde ettiğim bilgileri ve gün boyunca yaşadıklarımı ise günlerce yazıyordum. Üstelik benim indimde yalnızca günlüktü, ne işe yarayabileceğini, günün sonunda böylesine hacimli bir eserin ortaya çıkacağına dair bir fikrim de yoktu. Bir tarafta yorgunluk ve zaman zaman yaşanan bezginlik ve nasıl bir verinin ortaya çıkacağına dair belirsizlik; diğer taraftan çok iyi bir çalışmanın yürütülmekte olduğuna dair kanaat, umut ve inanç iç içe yürüyordu. Hatta zaman zaman bu üç hat adeta birbiri ile boğuşuyordu. İyi bir çalışma yaptığım fikri ve inancı hep baskındı. Çalışmanın Çewlîg, Kürt ulusu, özellikle de gelecek nesiller için taşıdığı değer çalışmaya dair umudum ve motivasyonum beni sahada tutmakla kalmıyor, beni besliyor ve enerjimi artırıyordu. Çekip arşivlediğim her fotoğraf, yazdığım her günlük satırı günün tüm yorgunluğumu bastırmanın ötesinde bir sonraki saha çalışmam için bana moral veriyordu, enerji katıyordu. Her fotoğraf, her köy günlüğü biriken sermaye gibi geliyordu bana. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar ise yılları takip etti. Çalışma 3 yıl boyunca aynı heyecan ve motivasyonla devam etti.
Ezcümle, bütün zorluklarına ve sıkıntılı taraflarına rağmen 351 köyü gezip görmeyi, belgelemeyi ve çalışmamın çıktılarını arşivlemeyi başardım. Evet, yorucu bir çalışmaydı ama zevkliydi de. Sonuç olarak 30.000 seçili fotoğraftan oluşan görsel bir arşiv, elinizde tuttuğunuz iki ciltlik seyahatname ve bu çalışmanın tetikleyici etkisiyle yapmaya koyulduğum Çewlig ile ilgili büyük bir çalışmam ortaya çıktı. Bu yönü ile oldukça mutluyum. Büyük çalışmayı yürütürken arşivlediğim köylerin bir bölümünü yeniden görme imkânım oldu. Resmini çektiğim ve arşivlediğim yapıların önemli bir bölümünün yıkılıp yerine betonarme evlerin yapıldığına şahit oldum.
Kültürel mirasın yok edildiğini, geleneksel mimari örneklerinin yıkıldığını gördüm ve bu duruma üzüldüm. Ne önemde bir iş yaptığımı anladım, her geleneksel mimari örneğinin bir resmini çekip arşivlemiş oluşuma da oldukça sevindim. Sırada çalışma sonunda ortaya çıkan arşivi korumak var. İlk işim bu, daha sonraki işim ise bu arşivi araştırmacıların hizmetine sunmak olacaktır.
Çewlig'in köylerinde Kürtçenin Kurmancca (Kurmanci) ve lokal isimlendirmeleriyle Kirmancki, Kirdkî, Dimilki ve özellikle de Türkçede yaygın bilinen ismiyle Zazaca (Zazaki) lehçeleri konuşuluyor. Elbette bunlar da kendi içlerinde kimi ağız farklılıkları taşıyor. Ben de doğal olarak bu farklılıkları kültürel bir zenginlik olarak gördüm ve orijinal formlarıyla çalışmaya aldım. Her bir köyün kendine has sözcük, ifade ve telaffuz şekli özgünlüğünü korumaya çalıştım. Bunu yaparken biçimsel açıdan yazım kurallarına uygun olmasına, içerik açısından ise kültürel kodları korumaya, işlemeye gayret ettim. Hiç kuşkusuz her kültürde olduğu gibi bizim kültürümüzde de şahıs isimleri, eşya, araç ve gereç isimleri, lakaplar vd. kültürümüzün birer parçasıdır. Bu konu da da sahaya bağlı kaldım. Çalışmamın gerektirdiğini düşündüğüm objektif yaklaşımla hareket ettim. Örneğin, aldığım bilgilere, bu bilgileri kendisinden dinlediğim köylülere karşı bırakın art niyeti en küçük bir önyargı içinde olmadım. Kendi duygu, fikir ve zihin dünyamı izole ettim. Buna rağmen kimi konularda bana ait hususların ön plana çıktığını görmek mümkün. Şekli tarafına geçersem, bu çalışmada editörün çalışma alanı dışında kalan kimi eksiklik ya da hatalar olabilir. Özellikle de orijinal ve otantik isimler tarafımdan yazıya aktarıldığından sorumluluk bana aittir. Dolayısıyla rastlayabileceğiniz hatalar, eksiklikler için şimdiden muhataplarından özür dilediğimi beyan ederim.
Elinizdeki çalışma, esasen ileri bir tarihte yayımlanacak olan büyük ölçekli ana çalışmamın deyım yerindeyse "tadımlık" bir kesitini oluşturmaktadır. Böylesi hacimli bir çalışma için tadımlık tabirini kullanmam muhtemeldir ki büyük çoğunluğunuzu şaşırtacaktır. Bunda haksız sayılmazsınız zira yerinizde olsam ben de şaşırırdım. Söz konusu ana çalışmam 7 cilt ve 30.000'den fazla fotoğraftan oluşan fotoğraf
arşivimden seçilecek fotoğrafları içermektedir ki bu bilgilendirme ile tadımlık nitelememi daha anlaşılır bulacağınızı sanıyorum.
Çalışmamın konu, kapsam ve metoduna ilişkin şu bilgileri vermeyi lüzumlu görüyorum: Öncelikle saha çalışmalarımı zamansal olarak planlarken her bir bölgenin iklimsel, demografik, ekonomik, inançsal vs. özgünlüklerini göz önüne alarak hareket ettim. Söz gelimi Kanîreş'e (Karlıova) baharın başlangıcında; hayvanların yünlerinin kırpıldığı, otların biçim zamanı öncesi, biçim ve patosa vurulduğu dönemlerde, Siwün bölgesine toprağın sürüldüğü, üzüm ve dut pekmezinin yapım aşamaları donemlerinde, Çerme (Yedisu) bölgesine ilkbaharda, Yedisu fasulyesi ile arıcılık faaliyetlerinin yoğun olduğu dönemlerde, Bonglan (Solhan)'a yaylaları, Şerafettin dağlarını, hayvan sürülerinin Şerafettin'den aşağıya indirildiği dönemlerde, Xolxol'a (Yayladere) metropollerden gelen geçici nüfusun yoğun olduğu, Silbus Dağı'na çıkılan ve Cem ibadetinin yapıldığı dönemlerde gittim.
Sahadaki pratiğime gelince; her bir Bingöl köyüne çalışırken evvela o köyün güzergâhını; güzergâh üzerindeki belirgin patika yolları, varsa doğal kaynak ve çeşmeleri, gölleri, asma ya da ahşap köprüleri fotoğrafladım. Sonrasında birkaç başlıktan müteşekkil olup, benim köy ve çevresini belgelemek olarak adlandırdığım aşamaya dair işleri yaptım. Şöyle ki, köyün genel görünümünü, otantik ve orijinal nitelikteki mimari örneklerini, ardından otantik nitelikteki tarım ve hayvancılık araç gereçlerini, günlük yaşamda kullanılan araç, gereç ile eşyaları, geleneksel giyim kuşam örneklerini vs. fotoğrafladım.
Türce Bingöl Köyleri Monografisi olan ana çalışmamın ve onun özet bir çıktısı olarak elinizdeki kitabın Modern dönem Kürt literatünde bir ilk çalışma olduğunu tespiten belirtmekte yarar görüyor, gerek şehrimizde gerekse de bölgemizde yapılacak bu türdeki yeni çalışmalara ilham verici olmasını diliyorum.
Kuşkusuz her çalışma bir heyecan içerir, bir çabayı somutlaştırır. Bu heyecanı daha önce Bingöl’de Sosyal ve Kültürel Yaşam, Bingöl Dengbêjleri, Düzenin Zencisi Olmak, Bingöl Maddi Kültür Envanteri ve Rencber Ezîz isimli çalışmalarımla yaşamıştım. Kimlik ve kültürel açıdan büyük bir sorumluluk olarak addettiğim bu çalışmanın sizlere ulaşacak olmasıyla bu heyecanı tekrar ve bu kez daha derinden hissediyorum.
Çalışmaya değerli katkılarından dolayı başta Nebi Bingöl'e, fotoğraf makinesi ile destek sunan Elem Kaplanseren Karasu'ya, günlük yazmama vesile olan Edip Beki'ye, arşivimi tutan Yeşim İncedursun'a, her türlü desteğini sürekli gördüğüm eşime ve çalışmama yardımcı olan değerli Çewlig halkına teşekkür ederim.
Doğan Karasu



















Comments